Pazartesi, 14 Kas 2011
Altan

Karanlık'tan Aydınlığa
Hemen söyleyeyim, bir yere gitmedim, aslında hep buralardaydım. Twitter kullanan arkadaşlar zaten bunun farkındadır. Ta 24 Mart tarihinde yazdığım gibi, yeni bir hayat şekline alışmaya çalışıyorum o günden beri.
Peki neden bunca zamandır hiçbir şey yazmadım? Bunun cevabı çok komik aslında. Siteme bir virüs bulaştı, farkeder farketmez bulduğum bütün zararlı kodları temizlemiş olmama rağmen Internet Explorer ile girildiğinde Nod32 virüs yakalamaya devam etti. Tabir yerindeyse dibine kadar indim, bulamadım. Şevkim kırıldı, öyle kaldı her şey. Bir yandan da iş güç tabi… Hayat işte. 
Uzatmayalım, bir iki gündür yaptığım testlerde sitede sorun görünmediğini farkettim. Görünmediğini diyorum, çünkü tam olarak emin olamıyorum. Neden derseniz ben bir şey yapmadım.
Ben o kadar uğraştıktan sonra bir gün kendiliğinden düzeleceğine çok ihtimal veremediğimden emin olamıyorum.
Ben de bunu anlamanın en sağlam yolunun sizler tarafından denenmesi olduğuna karar verdim, bu yazıyı yayımlıyorum. Bir sorun tespit eden bana ulaşırsa çok memnun olurum. 
Eğer gerçekten düzeldiyse belki tasarımıyla da uğraşırım, bir takım farklı fikirlerim vardı çünkü görünümle ilgili.
Bu arada bilmeyeniniz yoktur ama 2011 Mart ayında askerliği bitirdiğim günden beri Ordu’dayım. Daha doğrusu Ordu’da çalışıyorum dolayısıyla haftaiçleri ve gerektiği taktirde haftasonları Ordu’dayım. Haftasonları çoğunlukla Trabzon olmakla birlikte kafama neresi eserse oradayım.
Yazıma burada son verirkene (bi’ dakka doktor bey, geliyorum) blog sahibi (ki bir kısmını kendi ellerimle yaptım) arkadaşların yazı yazma performanslarının son derece göz yaşartıcı olduğunu söylemek istiyorum. Aylardır yazmayan ben, onlardan daha sık yazıyorum, mükemmeller.
Değinmişken yazıyı da şu şarkıyla bitirelim. Toprağın bol olsun Gökhan Semiz.
http://fizy.com/#s/102r31
Yaslı gittim, şen geldim. Aç koynunu ben geldim.
Hop ahâli!
Aslında askerden bundan yaklaşık 1 hafta önce döndüm. Bu yazıyı ise Erzincan’daki son gecemde yazmaya koyuldum. Neden bilmiyorum, olmadı. Bir türlü iki kelimeyi yan yana getirip de yayımlanabilir bir şey ortaya çıkartamadım. Demek ki dedim, henüz vakti gelmemiş. Dün yine dürtülünce aynı konuda, bari dedim resmi duyuruyu artık yapayım. Taslak olarak kaydettiğim bütün kelimeleri sildim, her zamanki gibi doğaçlama olarak yazıyorum bu yazıyı.
Hâlen “ne duyuruyosun ben anlamadım” diyen varsa açıkça da yazmış olalım:
Askerliği bitirdim (12 ay ha boru değil), geldim. İnanılmaz anılar, bir takım dostluklar biriktirdim. Başımdan çok komik şeyler geçti, yeri geldikçe anlatacağımı düşünüyorum.
Buraları çok özlemişim.
Çarşamba, 23 Ara 2009
Altan
Anlaşılan o ki microblogging (twitter, friendfeed, facebook iletileri v.b.) kullanan bütün blog yazarlarının bloglarında bir kısırlık söz konusu.. Bunun bence iki yorumu olabilir..
Birincisi, microblogging faaliyeti yazarların anlık gazlarını gayet iyi aldığından bloglarının gelişi güzel yazılmış yazılardan kurtulmalarına sebep oluyor.. Daha adam gibi yazıların mekânı oluyor bloglar.. Bu iyimser yaklaşım..
İkincisi, microblogging özensiz ve çabuk üretim olduğundan yazarlarda tembelliğe sebep oluyor.. Dolayısıyla yazılası durumlar da çabuk geçiştiriliyor ve bloglar boş durmaması gerekirken boş duruyor.. Bu da kötümser olanı..
Sizce?..
Bir üçüncü yaklaşım olarak “Sana ne kardeşim elalemin büyüğünden, küçüğünden?.. Manyak mısın?.. Kendi işine baksana sen!..” gibi bir yorum da olası tabi..
Cumartesi, 28 Haz 2008
Altan
Arkadaşlar;
Bugün itibariyle sevgili blogumun 1. senesini doldurmuş bulunuyoruz.. Bu yazı ile ilk sene için 50. yazıya imza atmış oluyorum, az olduğunu biliyorum fakat az ve öz yazan biri için fazla bile..
Elimden geldiğince burayı başka yerlere benzetmemeye, fazla “ağır” bir yer olmamasına çabaladım, şimdi bakınca bu hedefime oldukça yaklaştığımı görebiliyorum..
Başta tabi ki Serkan‘a ve daha çok yazmam için sürekli psikolojik baskı yapan LimpidD‘e, ardından okuyan ve yorum yapan bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum..
Nice senelerde, nice iç dökümlerde beraber olabilmek dileğiyle..