Archive for Ekim, 2007

Eki 30 2007

Burası neresi ya? :)

Published by Altan under Altan Somay

Daha önce de çok yoğun bir dönemde olduğumdan bahsetmiştim sanıyorum, aslında nefret ediyorum böyle yazılar yazmaktan ama ne yapalım..

Bu haftasonu son ölümcül darbeyi vurarak (Cumartesi 08:00 - 21:00) bundan sonraki bir iki hafta çok yoğun olmamayı temenni ettim (olmamaya yemin edecektim de yemedi :D )..
Derken 1000 km uzaktan gündemime bir bomba düştü, onunla ilgili elimden geldiğince yoğun olabilmek çabasındaydım birkaç gündür.. :D Birkaç gün daha sürebilir bu çabalar..

Bu arada en yakın zamanda Ersin’i aramam lazım (en az 1 haftadır :D), ha aradım ha arayacam ama, durun bakalım, azimliyim..

Aynı hırsla yine birilerini bekliyorum, bekle bekle kuruduk artık, bir gelse de kurtulsak.. :) Ayıp ama değil mi?..

Bu arada bugün kendime ait bir günlüğüm olduğunu "hatırladım" iyi mi? :)
İlk defa varlığını bile unutmuşum yaa..
Sahipsiz bırakmayayım, aklıma gelmişken bir iki not düşeyim dedim, girdim ki Wordpress’in de yeni sürümü çıkmış, ne mutlu size ey ahali, çalışın.. :D

Ve yine çıkmadan farkettim ki bu ara takip ettiğim bloglarda genel bir durgunluk (Cihan.us ve Geldik.biz hariç :) ) var..
Hadi hayırlısı..

Hayatımız gelişemiyor demek ki kelimelere dökemiyoruz…
Şimdilik (haliyle) yine bu kadar, idare edin.. :)

8 responses so far

Eki 22 2007

Kısacık aracık..

Published by Altan under Altan Somay

Birkaç günlüğüne çok önemli bir toplantı sebebiyle Ankara’daydım..

Haberleşme ve araç takip sistemleri konusunda firmamıza çok şey katacağını düşündüğümüz bir bayii toplantısıydı..
Toplaştık, kaynaştık, tartıştık, yedik, içtik, geldik..
Benim ve şirketim açısından oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum..

Yeni kararlar aldık, yeni ufuklara yelken açıyor, yeni yatırımların hazırlıklarını yapıyoruz..
Bazılarının yazışmalarına başladım bile..

Bir konuda istediklerimi gerçekleştiremedim Ankara’da.. Daha sosyal amaçlıydı ve ne yazıkki vakit ve imkan bulamadım(k).. Onu da bir sonraki sefere saklıyorum şimdilik..

Velhasılıkelam, döndüm.. :)

4 responses so far

Eki 17 2007

Fida filme son ultimatom..

Published by Altan under Altan Somay

Diğer yazıda ucundan köşesinden bir mim sekmesinde değinmiştim ki, film afişleri ve altyazılara takmış vaziyetteyim gerçekten..

Altyazılardaki beyaz taban sendromunun aşılamaz olduğuna kesinlikle inanmıyorum, yeri geldiği zaman yazıya her türlü takla attırılabildiğini çok iyi biliyorum.. Nihayetinde bu mübareği manyetik filmin üstüne eliyle yazmıyor yazan, programda hazırlanan alt yazıyı lazerle işliyorlar filme..

Bunun önemli bir ayrıntı olduğunu düşündüğümü belirterek bir başka sorunla bağlantı kurup yeni bir film yazısına geçiyorum.. :)
(Beeh, ne becerikliyim :D )

The Bourne Ultimatum (Son Ultimatom)

Filmin ismindeki çeviriye karışmıyorum, İngilizce’sinde özel isim kullanıldığına göre (her ne kadar "Bourne" kelimesi artık filmin davası haline gelmiş olsa da) çok da önemli gelmedi bana..

Benim takıldığım nokta filmin sloganı.. Filmin ilk gördüğüm afişi (izlemden önce) yan taraftaki idi..
İlk iki filmi izleyen iyi bir Bourne takipçisi olarak slogan fazlasıyla anlamlı geldi bana:
Remember Everything, Forgive Nothing (Herşeyi hatırla, hiçbirşeyi affetme)

Bu işleri Türkiye’de kim yapıyor, kim üstleniyor tam olarak bilemiyorum, ama çokça rastladığım bir durum bu sefer bayağı battı bana, filmin Türkiye dağıtımcısı Fida Film olduğundan başlıkta onun adı geçiyor.. Filmin sloganının Türkçe’ye çevrilmiş hali şu:
Herşeyi hatırla, hiçbirşeyi unutma..

Türk filmleri sayesinde "filmatik" kültürü yeterince gelişmiş olan halkımızın bu yazıyı ahenkli bulacağı ve "Bu sözleri unutmayacağım, bunları söylediğine pişman olacaksın" repliklerindeki "affetmeme" anlamıyla örtüştüreceği düşünülmüş olmalı..
Aslında ilk bakışta haklı sayılırlar, lakin kocaman afişi ilk gören herkes gibi ben de "Ne alaka lan?! Hem hatırla, hem unutma, ne iş?" diye düşündüm.. Tanıdıklarıma sordum, herkes aynı fikirde..

Bu kadar fuzuli konuştuktan sonra biraz da filmden bahsetmek gerek..
Filme ilk iki filmi izlediğini sandığım ve filmin başında aslında izlememiş olduğunu itiraf eden bir arkadaşımla gittim.. :D
Bitirim İkili serisi için aksini iddaa etmiş olabilirim, bu film için kesinlikle seriyi izlemelisiniz, yoksa sadece kuru aksiyon seyretmekle kalırsınız..
Gerçi arkadaşımın oldukça hoşuna gittiğine göre o şekilde de tatmin edebiliyor film..

Film bilindiği gibi "The Bourne Identity" ("Geçmişi Olmayan Adam" desem kaç kişi anlardı acaba?), "The Bourne Supremacy" ("Medusa Darbesi" bir öncekinden daha vahim :D) serisinin son filmi..
Türkçe isimlerinden üçleme olduğunu çıkartmak bir hayli zor olsa da film bir üçleme ve başından sonuna gayet ayrıntılı işlenmiş..

Karakterimiz Jason Bourne’ın ilk filmdeki kimlik bunalımının üzerine ikinci filmdeki bariz üstünlüğü hepimizi üçüncü filmde konunun nasıl bağlanacağına dair merakta bırakmıştı zaten..
Tek isteğinin neler olduğunu ve tam olarak kim olduğunu öğrenmek istediğini -bizzat yetiştiren CIA hariç- herkesin bildiği Jason Bourne’dan bahsediyoruz..

15. dakikada arkadaşımın kulağıma eğilip "Bu ne oğlum, nerde yetiştirdiler lan bunu?" dediğini söylesem filmin ne derece aksiyon ve zeka dolu olduğunu az çok özetlemiş olurum sanırım..

Filmin içeriğiyle ilgili çok şey yazmak adetim değildir, izlemek her zaman en iyi yol öğrenmeye.. Genel olarak filmin tahmin edilen doğrultuda gittiğini söyleyebilirim.. Film yine dünyanın pek çok yerinde geçiyor ve her gördüğünüz şehrin hangisi olduğu ekranda yazıyor (küçük bir ayrıntı belki, ama çok hoşuma gitti :D ).. E mekanlar gayet hoş seçiliyor, Jason Bourne’u elde etmek için en az Bourne kadar yetenekli birçok tetikçinin de filmin içinde olduğu düşünülünce zaten aksiyon kaçınılmaz.. Koltuğa yapışmış halde filmin sonunu bekliyorsunuz..

Peki sonu? Son Ultimatom’dan Jason istediğini elde edebiliyor mu?..
Ben sonunu beğendim (beğenmeyenler de var), buyrun izleyin derim..

One response so far

Eki 17 2007

İkisi bir arada [mim]

Published by Altan under Altan Somay

Geçen yazımda yazamamam adına bir iki cümle sarfetmiştim, anlaşılıyor ki çözememişim.. Diğer taraftan daha sık yazı yayımlamak gibi bir sorumluluğum olduğuna dair garip ve tehlikeli bir düşünceye kapılmaya başladım..

Serkan özel sebeplerinden dolayı iki mimi bir araya koymuş, ama benim sebebe ihtiyacım yok bana bir yazıda gelen iki mime bir yazıyla cevap veririm arkadaş ben.. :D

Ahan da birinci mimim diyerek akıma kapılıyor, ve masaüstümü deşifre ediyorum.. :D

Masaüstüm

Buraya kadar hızla gelmiş olan arkadaşların hızını kesmeden ikinci mime geçiyorum, lakin ikinci mimi bu kadar hızlı geçmek mümkün olmuyor, düşünüyor ve yazıyoruz;

İnsanı Çıldırtan Detaylar

  • Otobüse başından binerken tepesinde ilk rastladığı tutacağı peşinden geldiği yere kadar sürükleyen insanlar beni ciddi anlamda çıldırtıyor, onlar yüzünden kalabalık otobüste tutacakların asıldığı metala uzanamayan insanlar birbirlerini tutup eylemsizlik deneyleri yapmak zorunda kalıyorlar..
  • Şu Akçaabat minibüslerini ne kadar anlatsam azdır cidden, insanların gözlerine yoğun mor ışıkla tecavüz ettikleri yetmiyor, her seferinde Bölge Trafik Müdürlüğü’nün önünden geçerken ışığı kapatıp açıyorlar ki minibüste oturan herkes yaptıklarının yasadışı olduğunu farketsin..
  • Sinema (afiş ve altyazı) çevirilerine inanılmaz takmış durumdayım ve son ayrıntım bu konuya değiniyor ucundan.. Yahu şu altyazıyı hazırlayan arkadaşlar beyaz taban üzerine yazdıkları beyaz alt yazıdan kendileri tatmin oluyorlar mı çok merak ediyorum?.. İnsan hiç değilse gölge eklemez mi epi topu birkaç satıra?..

Bu arada söylemeden geçmeyeyim, Serkan "resim düzenleyen biyologlar" beni deyim yerindeyse kırdı geçirdi.. :D

Mimlemek mi, ne alakası var?
Başka kapıya, haydee.. :)

2 responses so far

Eki 08 2007

Bitirim ikili bu sefer Paris’te..

Published by Altan under Altan Somay

Bitirim İkili 3Yine epeydir yazı ekleyemedim, farkındayım.. Yazmak isteyip çabaladıkça bu konuda daha büyük bir sıkıntının içinde buluyorum kendimi..
En iyisi akışına bırakmak, yazılması gerekenler yazılıyor nasılsa.. :)

İş hayatımdaki yoğunluk sağolsun, uzun süredir sosyal hayatım oldukça güdük..
Dün akşam yine iftar sonrası ölü zamanı bilgisayar karşısında değerlendirmek üzereyken aklıma bu film geldi.. Serinin ilk ikisini izlemiş biri olarak bundan daha iyi bir fırsat bulamayacağımı düşündüğümden apar topar kız kardeşimi de yanıma katıp sinema yoluna koyuldum.. :)
Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum doğrusu..

İlk iki filmi izleyenler zaten filmin içeriğine az çok vakıf olmalılar ki, komedi-aksiyon diye bir tür varsa eğer bu seri başı çekenlerden olacaktır..

Film daha ilk sahnesinde sizi gülmekten koltuğa yapıştırıyor, ve ilerleyen dakikalarınızın nasıl geçeceğini çok güzel özetliyor..

Müfettiş Lee (Jackie Chan) ve Dedektif James Carter (Chris Tucker) bu sefer belkide en tehlikeli maceralarının içindeler.. Tabi bu tehlikenin dozajında James Carter’ın katkısı her zamanki gibi büyük.. :D
Hikayenin büyük çoğunluğu Paris’te geçiyor, ve Paris (güzellikleriyle) filme oldukça verilmi entegre edilmiş bence..
Fakat bu filmde diğerlerinden farklı olarak James Carter’ı daha yetenekli gördüm ben.. Uzak doğu dövüş sanatları konusunda ortağından çok şey kapmış gibi görünüyor..

Ve tabi asla pas geçilemeyecek bir ayrıntı, bir Jackie Chan klasiği olan çekim hataları..
Birinci filmin sonunu hatırlayamıyorum, ama ikinci filmin sonunda da çekim hatalarına yer verilmişti, fakat bu 3. sü çok başka olmuş.. Biraz daha uzun olsaymış filmin önüne geçebilirmiş.. :)
En azından filmdeki kadar gülmüş olmalıyım son 5 dakika içinde.. :D

Kısa keselim, eğer izlemediyseniz, ve bu aralar rahatlama ihtiyacı güdüyorsanız, kesinlikle izleyin derim..
Kendine hayran bırakan bir kurgudan bahsetmiyorum, yanlış anlaşılmasın.. Ama birbirinden komik ve hareketli iki insanın oyunculuğu ve görsel efektlere, Paris ve birkaç komik Fransız eklenince çok lezzetli olmuş..
Eğer seri takıntınız varsa (ki bende fazlasıyla var) ilk iki filmi edinip arkasından sinemaya gitmeye değecektir diye düşünüyorum..

7 responses so far